■ ■ Son model mutfak aletleri tanıtımları, markalı beyaz eşyalar... ■ ■ Arçelik, Beko, Profilo, Philips, Siemens marka mutfak aletleri tanıtımları... ■ ■ Samsung markasının beyaz eşya piyasasına yeni giren ürünleri, Samsung buzdolabı, Samsung bulaşık makinesi... ■ ■ Tatilde neler yenir, hangi tatil yeri hangi yemeğiyle ünlü?... ■ ■ Yeni sağlıklı otomobil modelleri, sağlık kavramını ön plana çıkaran son model arabalar hakkında bilgiler... ■ ■ Mutfakların mücevherleri rostfrei çatal kaşık bıçak markaları; Jumbo, Hisar ve Karaca marka mutfak gereçleri... ■ ■ Sofraların olmazsa olmazı porselen yemek takımları, Karaca sofra takımı tanıtımı... ■ ■ Özel hastanelerin özellikleri ve devlet hastanelerinden farkları; özel hastane ücretleri... ■ ■ Elektronik tıbbı cihazlar, hastaneler ve aile hekimlikleri için tıp cihazları fiyatları... ■ ■

GDO’lu Diyet Tarifleri – Yılmaz ÖZDİL

Yazının Tam Başlığı: GDO’lu Diyet Tarifleri – Yılmaz ÖZDİL

GDO’lu Diyet Tarifleri – Yılmaz ÖZDİL

Hepimiz yıllardır genetiği ile oynanmış gıdaların sağlığa zararlı olduğunu, artık hiçbir gıdanın tadının eskisi gibi olmadığını söyler dururuz.

Domatesin çocukluğumuzdaki o mis gibi kokusunu özler, tesadüfen o kokuyu ve lezzeti andıran domateslere rastladığımızda kendimizi şanslı sayarak hemen satın alır, eve gelip de kestiğimizde ya içinde odunsu beyaz kazıklaşmış kitleler ya da domatesin içindeki çekirdeklerin filizlendiğini görürüz. Yerken de yediğimiz sanki domates değil, salatalık acurmuş gibi bir sertlik ve tatla karşılaşırız.

Yalnızca domates mi, elbette hayır. Şöyle bir düşünün! Aklımıza gelen tüm sebze ve meyveler artık eskisi gibi değil. Pazardan taze ve körpe olduğunu görüp aldığımız salatalıklar, kabaklar buzdolabının sebzeliğinde birkaç gün sonra baktığımızda kendiliğinden büyümüş irileşmiş olarak karşımıza çıkıyor.

Şu yaz günlerinde pazarda ve manavda dolaşırken mis gibi çilek kokusu duyuyor ve bu kokunun peşine düşüyoruz. Dolaşırken bir çok tezgahta mevsim meyvesi çilekleri görüyoruz. Ama bu çilekler o bildiğimiz çilekler değil! Kocaman ceviz iriliğinde bazen daha büyük yamuk yumuk, birbirine yapışık ikiz gelişmiş ama kıpkırmızı çilekler. “Bunlar hormonlu mu, neden böyle iriler” diye satıcıya soruyoruz. Satıcı hemen atlıyor. “Çilekte hormon olmaz içiniz rahat olsun. Kendi üretimimiz. Bunlar tarla çilekleri…” İçimiz gene de rahat olmuyor, ama kokusu da bir kere iştahımızı kabarttı, yemezsek, çocuklarımıza çilek yedirmezsek olmaz. Mutlaka çilek almamız lazım. Bütün pazarı dolaşıyor istediğimiz gibisini bulamıyoruz.

Peki… istediğimiz ne? Ben hormonluyum diye basbas bağırmayan doğal çilek gibi görünen daha küçük boyuttaki çileklere razıyız. Artık çocukluğumuzdaki o mis gibi kokulu minik minik çilekleri bulmak ne mümkün. Kokuyu tutturmuşlar ama tadı ve görüntüyü maalesef henüz tutturamamışlar.

Neyse bütün bu dolaşmalarımızın sonucunda kötünün iyisi sayılabilecek çilekleri bulup evimizin yolunu tutuyoruz. Evde yıkayıp hemen bir tane çileği ısırıyoruz. Ortası boş ve beyaz, tadı da kelek tadı… Bir tane… bir tane daha… üç beş tane derken hepsinde durum aynı… Bu hayal kırıklığını yıllardır hepimiz yaşıyoruz dediğinizi duyar gibiyim.

Ispanaklar artık koca koca koyu yeşil yapraklı, ıspanak değil pancar ya da pazı tadında… Peynir peynir gibi değil hiç bozulmuyor ve kuruduğunda plastikleşiyor. Çarşıdan alınan hazır yoğurt buzdolabında haftalarca bozulmuyor, tadı bile ekşimiyor. Düşünün artık içindeki koruyucu katkı maddelerinin oranını… Yumurtalar yumurta lezzetinde değil…

Çocuklarımızı daha sağlıklı ve hormonsuz gıdalarla besleyebileceğimizi düşünerek organik ürünler satan pazarlara gidiyoruz. Bu pazarlarda ürünlerin üzerinde organik etiketleri görüyoruz. Organik ürün demek piyasada bulunan diğer ürünlerden en az üç kat pahalı ürün demek.

Çocuklarımızın sağlığı her şeyden önemli, onların iyi beslenmesi gerekir deyip bütçemizi sarssa da çok yüksek ücretler ödeyerek bize doğal olduğunu söyledikleri bu gıdaları alıyoruz. Aldığımız bu gıdalar da diğerlerinden çok farklı değil. Semt pazarlarında ve manavlarda satılanlardan farkı organik etiketli olması ve fiyatının yüksekliği…

Son yıllarda hangi gıdaya güvenip, çocuklarımızı nasıl sağlıklı yetiştireceğimizi bilemez duruma geldik.

Genetiği değiştirilmiş organizma anlamına gelen GDO bizim ülkemiz gibi dört mevsimi yaşayan, geniş ve bereketli topraklara sahip, çok çeşitli doğal tarım ürünlerinin rahatlıkla yetiştirilebildiği ülkelerde neden uygulanıyor bir türlü anlam veremiyorum.

Genetiği değiştirilmiş organizma yemek ve çocuklarımıza yedirmek istemiyoruz. Ama bu GDO’lu gıdalardan nasıl kurtuluruz? bunu da bilemiyoruz.

GDO'lu Diyet Tarifleri Hiç düşündünüz mü? Belki de sorunun çözümü bizdedir.

Toplum sorunlarına duyarlı olan değerli yazarlarımızdan Yılmaz Özdil, diğer yazılarında da olduğu gibi yıllar önce 6 kasım 2009’da Hürriyet’te yazdığı “GDO’lu diyet tarifleri” başlıklı köşe yazısında bu sorunu o kadar güzel ele almış ki, bazılarınız önceden okumuş ve uygulamaya koymuş olsanız da burada yeniden paylaşmadan geçemedik. İşte Yılmaz Özdil’in altı yıl önce kaleme aldığı o GDO’lu Diyet Tarifleri başlıklı yazı…

GDO’lu diyet tarifleri

Haliyle panik halindesiniz… “Nasıl anlarız? Genetiği değiştirilmiş organizma yemekten nasıl kurtuluruz?” filan.

Şöyle…

*

Annaneniz öpülesi elleri parçalanırcasına, ovalaya ovalaya tarhana yaparken, siz, “Aman annane be, boş versene” deyip, marketten hazır çorba alıyordunuz ya… Annane rahmetli oldu ve siz, o tarhananın tarifini annaneden alıp, bir kenara yazmadınız ya… İşte o nedenle, siz, genetiği değiştirilmiş organizma yemekten kurtulamazsınız maalesef.

*

Ne verirlerse…

Onu yiyeceksiniz.

*

Kız evlat yetiştiriyorsunuz, en iyi okullara gönderiyorsunuz… Piyano çalıyor, İngilizce konuşuyor, Grammy alanları tek tek biliyor. Bilmeli… Ama alt tarafı limon, şeker ve su kullanıp, limonata yapmasını bilmiyor! Yoğurdu çırpıp, ayran yapamıyor, ayran… İşte o nedenle, kızınız, genetiği değiştirilmiş meşrubat içmeye mahkûm maalesef… Torunlarınız da.

*

Zahmet edip sütlaç yapmadığınız için, kek yapmaya üşendiğiniz için… İçinde ne olduğunu bilmediğiniz gofretleri, mısır patlaklarını kemiriyor sizin oğlan! Hamur tutmayı, şöyle mis gibi ıspanaklı bi börek yapıp, çantasına koymayı bilmediğiniz için, hamburger bağımlısı oldu. Tahin-pekmezi “köylü işi”, vıcık vıcık yağ fışkıran kremaları “modernite” sandığınız için, daha 10 yaşında ayıya döndü, yuvarlana yuvarlana yürüyor, tıkanıyor, merdiven çıkamıyor.

*

Size zor geliyor ama, zor mu evde yoğurt yapmak? İstanbul’un güneşi müsait değil, anlarım, zor mudur İzmir’de, Antalya’da, Adana’da evde salça yapmak?
Şikâyet edip duruyorsun, içine katkı maddesi konuyor, zorla beyazlatılıyor diye… İster tam buğday unundan, ister çavdardan, hakikaten zor mudur evde ekmek yapmak? Bütün ailen kabız… Tonla para verip, abuk sabuk ambalajlı-meyveli saçmalıklardan medet umacağına, niye öğrenmiyorsun kabak tatlısı yapmayı?

*

Güya, çoluğunu çocuğunu düşünüyorsun, taze taze yesinler diye, pazara gidiyorsun… Eğri büğrü biberlere, doğal olduğu için tuttuğunda ezilen domateslere ağız burun kıvırıyorsun, hormonlu, tornadan çıkmış gibilerini alıyorsun… Ne işe yaradı senin pazara gitmen?

*

Kocanız da, bu satırları okuyup, size akıl verecek şimdi… Söyleyin ona, ukalalık etmesin, götürün aktara, hatmi çiçeğiyle zencefili birbirinden ayırt etsin, ondan sonra konuşsun!

*

Enginar, börülce, radika, cibes pişirmekten haberin yok; gazetelerin tiraj almak için kıçından uydurduğu kıçımın uzmanlarından fıldır fıldır brokoli tarifleri öğreniyorsun… Brüksel lahanası yiyerek mi AB’ye gireceğini sanıyorsun?

*

Çin’den bal getiriyorlar mesela… Taaa Arjantin’den, Meksika’dan bal getiriyorlar. Neymiş efendim, içinde genetiği değiştirilmiş organizma olabilirmiş falan… İçinde tavuk ibiği, maymun kulağı olmadığına şükredin! Ben iddia ediyorum… Kaşla göz arasında frankeştayn ürünlere kapıları açan arkadaşlarla, Amerikan çiftçilerinin avukatı profesörlerimiz, sırf karakovan balına sahip çıksa, Şemdinli’de, Pervari’de terör bile azalır, terör bile.

*

Uzatmayayım.

Mutfak genetiğimizi kaybettik biz.

*

Elin adamı, mısırdan, soyadan, domatesten önce beynimizin DNA’sını değiştirdi!

*

Hurrraaa diye köyden kente göçerken, dışarda tıkınmayı şehirleşme zannettik. Ambalajlı ürün tüketmeyi, zenginleşme zannettik.

*

Dolayısıyla, ya kafayı değiştirip, özümüze döneceğiz… Ya da ne verirlerse onu yiyeceğiz.

Yılmaz ÖZDİL / 6 Kasım 2009-Hürriyet


Sayfa içeriğini göremiyorsanız; bilgisayarınız, şifreleriniz ve tüm kişisel bilgileriniz tehlikede olabilir!

Eğer bu sayfadaki makaleyi göremiyorsanız, büyük olasılıkla masum görünümlü "Reklâm Önleyici" bir program kullanıyorsunuz. Ancak, bu tür programların bazen böyle normal sayfa içeriğini görmenizi de engellediği; ve daha kötüsü, virüslerin bilgisayarınıza girmesi için birçok açık kapılar oluşturduğu biliniyor.

Ayrıca, milyar dolarlık yatırımlarla gerçekleştirilen internet hizmetleri (Google, Facebook, Youtube vs...), reklâmlar sayesinde bize bedava sunuluyor. Reklâmları engellemek bir tür hırsızlıktır ve yakın gelecekte internetteki herşeyin ücretli olmasına neden olacaktır. Facebook, Tweeter, Skype, Google, Yahoo, Youtube, Instagram, WhatsApp ve internetteki tüm diğer siteler için, her ay yüksek abonelik ücretleri ödemeye hazır mısınız? O kadar çok paranız var mı?

Reklâm engelleyici programı hemen devre-dışı bırakmanızı tavsiye ederiz. Ama herşeye rağmen o programı kaldırmak istemiyorsanız, sitemizin içeriğini görebilmek için, sitemizi "Beyaz Liste"nize eklemelisiniz. Sitemizde yazıların üstünü kapatan veya tam sayfa boyunda açılan, rahatsız edici reklâmlar yoktur.

Lütfen şimdi https://ailecesaglik.com/ sitemizi, Reklâm Önleme eklentinizin "Beyaz Liste"sine ekleyiniz.

GDO’lu Diyet Tarifleri – Yılmaz ÖZDİL - -


You must be logged in to post a comment Login

sitemap -- sitemap

banner