■ ■ Son model mutfak aletleri tanıtımları, markalı beyaz eşyalar... ■ ■ Arçelik, Beko, Profilo, Philips, Siemens marka mutfak aletleri tanıtımları... ■ ■ Samsung markasının beyaz eşya piyasasına yeni giren ürünleri, Samsung buzdolabı, Samsung bulaşık makinesi... ■ ■ Tatilde neler yenir, hangi tatil yeri hangi yemeğiyle ünlü?... ■ ■ Yeni sağlıklı otomobil modelleri, sağlık kavramını ön plana çıkaran son model arabalar hakkında bilgiler... ■ ■ Mutfakların mücevherleri rostfrei çatal kaşık bıçak markaları; Jumbo, Hisar ve Karaca marka mutfak gereçleri... ■ ■ Sofraların olmazsa olmazı porselen yemek takımları, Karaca sofra takımı tanıtımı... ■ ■ Özel hastanelerin özellikleri ve devlet hastanelerinden farkları; özel hastane ücretleri... ■ ■ Elektronik tıbbı cihazlar, hastaneler ve aile hekimlikleri için tıp cihazları fiyatları... ■ ■

Engelli Olunacaksa, En İyisi Kör Olmak

Yazının Tam Başlığı: Engelli Olunacaksa, En İyisi Kör Olmak
engelli olmak ailecesaglik.com

Engelli olmak zordur, ama bu zorluğun çoğu engelin kendisinden kaynaklanmaz.


Engelli
kişi olmak, gerçekten çok zordur. Başka insanların yapabildiği çok sıradan bazı şeyleri siz yapamazsınız. En azından, onların yaptığı gibi yapamazsınız, başka biçimlerde yapmak zorunda kalırsınız. Bu durum, yaşamanıza engel olmaz; yalnızca başka insanlar gibi yaşamanıza engel olur.

O zaman ne yaparsınız? Bir engelli olarak, başka insanlar gibi yaşamaktan vazgeçip, kendiniz gibi yaşamaya başlarsınız. Herkesin birbirinden farklı beden özellikleri olduğu gibi, siz de bir engelli olduğunuzu kabullenip; engelinizi kendinize ait bir özelliğiniz olarak kabul edip, buna göre yaşamaya alışırsınız. Günlük davranışlarınıza ve yaşamınıza, kendinizce bir yön vermişsinizdir; artık bir engelli olarak,  engelinizle mutlusunuzdur.

Bu durum, sağ elini iyi kullanamayan solak bir kişinin, başkalarından farklı olarak, aynı işleri sol eliyle yapmasına benzer.

Bu aşamadan sonra, artık engelli olmanızı, yaşamınızı zorlaştıran bir unsur saymazsınız. Çünkü, ona uygun bir yaşam biçimi ile mutlusunuzdur, engelli oluşunuzu unutmuş bile sayılırsınız.

…Amaaaaaa…
Unutturmazlaaaaaaar!..

Kendinize uygun bir yaşam biçimi ile mutlu olmak, yalnızca kendi başınıza olduğunuz zamanlarda geçerlidir. İnsanların arasına girdiğinizde, sizi her gören, yüzünüze âdeta bağırmak zorunda hisseder kendini:
—”Sen engellisin!.. Engelli!.. Sakın Unutma!.. Engelli olduğunu aklından çıkarma, her an ezik ol…”

Merhametli toplumun acımasız bakışları…

Herkes uçak kullanamaz, ama böyle de yaşayabilir. Bir kişi, ekonomik durumu elvermediği için otomobil alamayabilir; ama işine otobüsle giderek, bu sorununu çözmüş ve kendine uygun yaşam biçimini oluşturmuş olur. Başka biri, müziğe yeteneği olmadığını bilir ve müzisyenlik mesleğini seçmeyerek, sorunu çözmüş olur. Diğer bir kişi, üniversite sınavına dört kez girmiştir, ama başarılı olamamıştır; yüksek eğitim gerektirmeyen bir mesleğe yönelerek, durumuna uygun bir yön verdiği yaşamında, mutlu-mesut yaşar.

Bu insanlar sokakta birbirlerine acıyan gözlerle bakmazlar. Bakışlarıyla birbirlerini ezmeye çalışmazlar. “Bak, bak… ÖSS’ye girip kazanamayan, işte bu…” demezler. Oysa, tıpkı engelliler gibi, belirli bir eksikliklerine göre yaşamlarına yön vermişlerdir; eksiklerini aşmanın bir yolunu bulmuş olarak, normal yaşamaya devam etmektedirler. Bu acınacak bir şey ise, bunlar da sokakta birbirini bakışlarıyla ezmelidir. Kendi aralarında fısıldaşarak, “vah-vah” diyerek, sokağa çıktığına pişman etmelidir.

Engellinin durumu, bunlardan farklı mı?

engelli olmak ailecesaglik.comBir başka kişi ise, yürüyemediği için, koltuk deyneği veya tekerlekli sandalye ile sorununu büyük ölçüde çözmüştür. Diğer insanlar gibi, o da eksikliğini göz önüne alıp, buna uygun bir yaşam çizgisi belirlemiştir; bu çizgide yaşamını normal olarak yaşamak ister.

Ama izin verilmez.
Çünkü toplumumuz çok merhametlidir.

Sokakta sizi gördüklerinde, birbirlerini dürtüp, sizi gösterirler:
—”Bak, bak, zavallı engelli…”

Kötü insan değildirler, iyilik duyguları içinde, size acırlar. “Yazıııık… Vah zavallı” derler. Size acıdıkları ve “cık-cık”, “vah-vah” dedikleri için, kendilerini melek gibi iyi insanlar olarak hissederler. Bu sözü sanki ilk kez kendileri bulmuş gibi, dünyanın en güzel sözü gibi söylerler. Oysa siz sokaktaki her dakikanızda duyarsınız bunu. Çok ama çooooook ucuzlamış bir sözdür sizin için, bunu bilmezler.

Bu baskıya isyan etmeye kalkışırsanız, cevap hazırdır:
—”Acıdık, baktık ayol… Aaaa; insanlara iyilik de yaramıyor vallahi…”

İyilik??? Anlayışlı ve düşünceli olmadan mı??? Empati kurmadan mı???

Sanki siz onları görmüyorsunuz gibi…

Plajda, bikinili bir bayanın etrafına sürü halinde sıralanıp, salyalarını akıtarak ve gözlerini dikerek saatlerce bakan hayvanlar vardır. “Acaba o bayanın da kendilerini gördüğünü düşünemiyorlar mı? Nasıl oluyor da hiç utanmıyorlar?” diye merak edersiniz. Öyle bir bakarlar ki, sanırsınız bir insana değil de, bir ağaca bakıyorlar… Öylesine pervasız, öylesine empatisiz, öylesine utanmazca, öylesine insanlık dışı…

İşte tıpkı o bakışlardır, insanların size yönelen bakışları…
Sanki siz onları görmüyorsunuz gibi, pervasız, utanmaz, ısrarlı…

Bedensel eksikliğinizin çok büyük birşey olması da gerekmez. Diyelim ki, elinizin bir parmağı eksik, veya bileğiniz normalden ince, ya da parmaklarınızda bir şekil bozukluğu var… Belediye otobüsünde herkes gibi, üstteki boruya tutunarak, yolculuk ediyorsunuz. “Herkes gibi” mi dedim? Bu mümkün mü?…

Otobüsün tutunma demirindeki diğer eller arasında, sizin eliniz o andan itibaren herkesin “işi-gücü” olur. O otobüste, dönüp dönüp suratınıza bakan insanlar mı, “merhametli”?.. Eğer tekrar tekrar, anlamsız bakışlarla size ezmeye çalışmazsa günaha gireceğini sanan bu “merhametli” insanlar mı, “engelsiz”?..

Otobüsteki istisnasız bütün “insan”lar, mutlaka dönüp dönüp, bir elinize, bir yüzünüze bakar. Siz tam, “hey arkadaki kırmızı kazaklı, sen neden bakmadın?” diye sesleneceğiniz sırada, o da farkeder sizi, bakar da bakar… Bakar da bakar… Bakar da bakar… Bakar da bakar…

Sonra, kendi aralarında konuşmaya, fısıldaşmaya başlarlar… Birbirlerini dürterek, arada dönüp sık sık size bakarak, ne kadar merhametli olduklarını gösteren konuşmalar yaparlar. Bu konuşmalar, onların yolculuk boyunca sıkılmasını önler; sizin için ise o yolculuk bir azap olmuştur, onların “merhameti” yüzünden…

O anlamsız bakışlarla, ne yapmanızı istiyorlar? Bakışlarıyla, ne yapmanızı istediklerini kestiremezsiniz. Engelli olmaktan vazgeçmenizi mi istiyorlar? Yere çöküp ağlamanızı mı? Otobüsten inmenizi mi?.. İnersiniz… Siz indikten sonra, “herkes” rahatlayıp,  fısıldaşmalar yerine artık yüksek sesle konuşmaya başlar:
—”Vah vah zavallı, nasıl da engelli… Allah kimseye vermesin, sakatlık çok zor…”

Tabii bir engelli gören herkes, “tahtaya vurma” hareketini yapmaktan da geri durmaz.

Engel ne kadar büyükse, acımasızlık da o kadar büyük…

Eğer bedensel engeliniz, daha büyük ise, örneğin kolunuzda veya bacağınızdaysa, işiniz daha zordur. Hayır, bu eksikliğinizden dolayı değil; “merhametli” insanların bakışları, engeliniz oranında daha acımasız olacağı için…

Tekerlekli sandalyenizle, yüksek bir kaldırımın önünde çaresizce çevrenize bakınırken; bikinili bayanı seyreden o utanmaz bakışları görürsünüz her yerde… Yüzlerce kişinin bulunduğu sokakta, bakışlarıyla sizi ezmeye çalışmak yerine, kaldırıma çıkmanıza yardım etme insanlığına sahip olan, yalnızca bir – iki kişi çıkar. Diğerleri ise, “çok merhametli“dir.

O kadar “merhametli”dir ki herkes, size bakarken, işini-gücünü unutur. Yoluna devam etmek yerine, o anlamsız ve ısrarlı bakışlarıyla sizi seyreder. Fışıldaşır ve bakar… Bakar ve fısıldaşır… Fışıldaşır ve bakar… Bakar ve fısıldaşır… Fışıldaşır ve bakar… Bakar ve fısıldaşır…

zihinsel engelli ailecesaglik.comHele bir de zihinsel engelli grubuna giriyorsanız, toplumun her türlü eziyetine, aşağılamasına, yâni o ünlü “merhametini” açıktan açığa göstermesine, katlanmak zorundasınız. Zihinsel engelli karşısında, merhamet dolu insanlarımız fısıldaşmayı da bırakır, en ağır hakaretlerle düşüncesini dile getirir. Sanki o kişi, kendisi istemiştir, zihinsel engelli olmayı… Sanki ülkedeki kötülüklerden o sorumludur… “Köyün engellisi” değil, “köyün delisi” olarak, bütün aşağılamaları hak ettiğinizi, kafanıza vura vura kabul ettirmeye çalışırlar.

Tahtaya vurmak, merhamet mi, bencillik mi?..

Siz, “daha kötüsü de olabilirdi” diyerek durumunuza şükrederken, “merhamet” dolu insanlarımız da sizin gibi olmadıkları için şükrederler. Takır takır tahtalara vururlar. Ne kadar merhametli ve düşünceli olduklarını belli etmek için de bunu, size göstere göstere yaparlar.

“Allah korusun” diyerek tahtaya vuranlar, sıradan bir trafik kazasından sonra, hatta bir merdivenden düşme ertesinde, aynı bakışların altında kendilerinin de kalacağını düşünse, en azından bu düşünceyle tahtaya vursa… O zaman o bakışlar yerine, daha insanca tavırlar ortaya koyarlardı. İnsanların arasına her girdiğinizde, insanların tahtaya vurmaya başlaması, bütün gün “tak tak” sesleri duymak, belki o zaman ağırınıza gitmezdi. Tak tak… Tak tak… Tak tak… Tak tak… Tak tak…

Sözde “acıma” duygusuyla tahtaya vuranlar, yalnızca kendini düşünen, utanmazca bencil insanlar olduklarını sergilemiş oluyor. Günün birinde kendilerinin de sizin gibi bir engelli olmasından duydukları korkuyu sergilemeyi, bir “marifet” sanan bu insanlar, merhametli mi, yoksa bencil mi?.. Siz, asıl onların “engelli” olduğunu görüp, kendilerinin de görmesini diliyorsunuz. Ama görmüyorlar… Görmüyorlar…

Engelli olacaksan, kör olmak en iyisi…

Küçüğünden büyüğüne, her türlü engelli olma durumu, insanların acımasız bakışlarını üzerine çekerken… Düşüncesiz ve ısrarlı bakışlara, insanların birbirini dürtüp sizi göstermesi eklenirken… Engelliliğin körlük olması, bir şans olarak öne çıkıyor.

Toplumun acımasızlığını görmeden yaşayabilmek için, kör olmak gerekmesi…

Bu ironi hepimizi utandırmalı.

Bütün gün “tak tak” seslerini ve iğrenç fısıldaşmaları duymaktan kurtulmak için, üstüne bir de sağır olmak mı gerekirdi acaba?..

 

Barış B. ( http://AileceSaglik.com )
—————————-
NOT:
1- Bu yazıyı kendi sitesinde yayınlamak isteyenler, kaynak belirtip link vermeli.
2- Tekerlekli sandalyesi ile kaldırımın önünde çaresiz bekleyen engelliye yardım etmek yerine onu seyredenler, bu yazıyı okuduğunda; yazıyı anlamaya çalışmak yerine, yazarın ne tür engelli olduğunu merak edeceklerdir. Onların merakını giderelim: Bu yazı, bir empati yazısıdır.

.


Sayfa içeriğini göremiyorsanız; bilgisayarınız, şifreleriniz ve tüm kişisel bilgileriniz tehlikede olabilir!

Eğer bu sayfadaki makaleyi göremiyorsanız, büyük olasılıkla masum görünümlü "Reklâm Önleyici" bir program kullanıyorsunuz. Ancak, bu tür programların bazen böyle normal sayfa içeriğini görmenizi de engellediği; ve daha kötüsü, virüslerin bilgisayarınıza girmesi için birçok açık kapılar oluşturduğu biliniyor.

Ayrıca, milyar dolarlık yatırımlarla gerçekleştirilen internet hizmetleri (Google, Facebook, Youtube vs...), reklâmlar sayesinde bize bedava sunuluyor. Reklâmları engellemek bir tür hırsızlıktır ve yakın gelecekte internetteki herşeyin ücretli olmasına neden olacaktır. Facebook, Tweeter, Skype, Google, Yahoo, Youtube, Instagram, WhatsApp ve internetteki tüm diğer siteler için, her ay yüksek abonelik ücretleri ödemeye hazır mısınız? O kadar çok paranız var mı?

Reklâm engelleyici programı hemen devre-dışı bırakmanızı tavsiye ederiz. Ama herşeye rağmen o programı kaldırmak istemiyorsanız, sitemizin içeriğini görebilmek için, sitemizi "Beyaz Liste"nize eklemelisiniz. Sitemizde yazıların üstünü kapatan veya tam sayfa boyunda açılan, rahatsız edici reklâmlar yoktur.

Lütfen şimdi https://ailecesaglik.com/ sitemizi, Reklâm Önleme eklentinizin "Beyaz Liste"sine ekleyiniz.

Engelli Olunacaksa, En İyisi Kör Olmak - -


2 Yorum

  1. hafize

    21 Nisan 2013 at 22:05

    Aslında engelli olmak Türkiye’de zor, bence… Bana gelince, benim bir gözüm, kör değil ama görme kaybı var, ayrıca şaşı… Sebebi maddi durum ve ailemin okumamış olması; gerçi onları da suçlamıyorum artık, kader deyip geçiyorum. Sadece insanlara bakarken, insanların acaba onlara mı bakıyorum ya da başkasına bakarak bişey mi anlatıyorum, diye bazen bana dedin diye cevap alıyorum. Bekarken çok üzüldüğüm bi nokta da, yolda yürürken çocukların “anne bu abla niye böyle bakıyo” demeleri, beni çok üzerdi; ama artık 2 çocuklu bir anneyim, hiç çekinmeden çocuklarımla göz teması kurabiliyorum, onlar bana anne neden gözlerin böyle diye hiç sormadılar ve onların sayesinde artık geceleri ağlamıyorum. Onlar benim her şeyim, bu sebeple de anneme kızmıyorum, neden beni doktora götürmedi de koca karı ilaçlarıyla iyileştirmeye çalıştı diye, artık kızmıyorum. İşte herşey çok eskiden olmuş, şimdiki zamanla, eski zaman bir olamaz. Yazdıklarımda bir yanlışım olduysa affedin. 🙂

    • Ailece Sağlık

      26 Nisan 2013 at 13:02

      Hafize hanım, yazıya eklediğiniz bu güzel katkınız için teşekkür ederim. Yaşadıklarınızı ve durumunuzu çok güzel ifade etmişsiniz. Yanlışlık sizde değil, sizi üzen insanlarda olduğuna göre; siz başınız dik yürüyün, başını yere eğmesi gerekenler, yanlış davranış sergileyenlerdir. Onların ne dediği, ne düşündüğü, yaşamınızda ufacık bir olumsuz etki bile yapmamalı. Mutluluklar dilerim.

You must be logged in to post a comment Login

sitemap -- sitemap

banner